Kayıtlar

Mart, 2018 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Gerçekliği Tanımlamak

İnsanoğlu,büyük bir egoyla yaşadığı evreni,tecrübe ettiği olayları salt gerçeklik olarak tanımlar. Ama "gerçek" kelimesinden kastın ne olduğu biraz irdelenirse,aslında tanımlanması hiç de kolay olmayan bir olgu çıkar karşımıza. Örneğin bir hologramı ele alalım. Bu hologram bir robotu canlandırsın. Çeşitli bilgisayar komutları ile hologram robot,değişik koordinatlara hareket edebiliyor,ses çıkarabiliyor ve bunun gibi hareketleri gerçekleştirebiliyor. Ama "hologram" olduğu için aslında o robot "gerçek değil" olarak tanımlanıyor insanlar tarafından. Ancak "gerçeklik" olgusunun rasyonel bir tanımı var mıdır? O robotun algıladıkları dijital,insanın algıladıları ise kimyasal. Yine hologram robotun gövdesi fotonlardan,insanın gövdesi ise et ve kemikten oluşuyor. Peki fotonların et ve kemikten "daha az gerçek" olduğunu söyleme hakkını bize kim veriyor? Buradan ise gerçekliğin göreceli bir kavram olma olasılığı,düşünebilen her insanın kafasını k...

Yüzeysel Yaşamak

Hayata gözlerimizi açarız. İçine doğduğumuz gerçeklikten habersiz,içgüdülerle ve basit hareketlerle o gerçekliğe tutunmaya çalışırız. Peki neden daha ne olduğunu dahi bilmediğimiz bir oluşun içinde kalmak isteriz? Bir şeyler yemeye ihtiyacımız olduğunu hissedip ağlayarak bu talebi dış dünyaya duyururuz. Belki de bilincimizin daha hakim olamadığı bir zorunluluktur o davranış. Evet,yeni doğmuş bir bebek gelecek için hayal kuramaz,plan yapamaz ve ancak içgüdüleri ile hareket edebilir. Ağlaması da bir içgüdüdür çünkü ona kimse ağlamayı öğretmemiştir daha önce. Peki "içgüdü" nasıl vardır ve neden hep "hayatta kalmayı" hedefler? Yeni doğan bir bebek suya doğmuşsa yine içgüdüsel olarak yüzmeye başlar. Annesinin plesentasında yüzer durumdadır hep çünkü. Ancak bu fiziksel bir harekettir. Hayatta kalmaya programlı bir içgüdü ise bundan farklıdır.  "Her zaman hayatta kal" içgüdüsü de-bir bebek için-fizyolojik olarak açıklanamıyorsa buna teolojik bir açıklama getiri...

Geçmişe Duyulan Utanç

"Lan ben bunları mı yapmışım ?! " sözüyle başlayan ve sonu genelde küfürle biten,olayın üzerinden kişinin yaşına göre bir müddet zaman geçtikten sonra yapılan hareketin aslında kişinin şu anki mantıksal hareket etme çerçevesinin bir hayli dışında olduğunun farkındalığına varıldığında yaşanan durumdur. O an kendinden utanır insan. Bazen çocukluğunda yaptığı bir saç modeli,bazen o zamanki sevgilisine söylediği sözler,bazen de o zaman yazdığı yazılar vs... Bir çok şey sebep olabilir bu utanca. Bazen-belki çoğu zaman-insan güler geçer bu duruma. Çocukluğu aştıktan ve hararetli ergenlik dönemini atlattıktan sonra,kafada kişilik oluşma sorusu belirecektir. Acaba artık,bugün yaptıklarımdan yarın utanç duyacak mıyım diye düşünecektir kişi. Çünkü artık bu basit bir saç modeli ya da saçma sapan bir şarkı zevkinden fazlasıdır. Çocukluğa ait bütün masum hataların yerine,yeri gelecek sosyal statünü ve buna bağlı olarak psikolojik durumunu etkileyecek hareketler söz konusudur. İnsan -baz...

Kahramanlar

"İnsanlara da güven olmuyor be!" Bu cümle yankınlanıyordu kahramanımızın aklında durmadan. Kahramanımız hiç de iyi bir insan değildi oysa ki. Ama bazen-hatta çoğu zaman-itiraf edemiyordu bunu kendine. Belki de kabul etmek istemiyordu. Dışarıda görüp küfrettiği insandan bir farkı yoktu aslında. Çünkü sızlanmaktan daha kolay bir şey yoktu. Ve her zaman bir kaçış yolu olacaktı bu onun için. Aynaya baktığında gördüğü kişi,olmak istediği kişi değildi,en azından böyle düşündü bir anlığına olsa da kahramanımız. "Samimi insan bulmak imkansız bu devirde!" Bu söz de aynı şiddette yankılanıyordu. Samimi insan kalmamasından şikayet eden kahramanımız,o sabah tanıştığı bir bayana hoş gözükmek uğruna sevmediği bir şarkıyı sırf o kadın sevdiği için seviyormuş gibi davrandı. Kısa süreli bir gülümseme kazanabildi de kahramanımız. Ve samimiyet aramaya devam etti. Güven ve samimiyet şart diyordu herkes. Kahramanımız da onaylıyordu bunu tabii ki. Her gün başka bir söz yankılanaca...

Aptalların Distopyası

Modern toplum,insanı daha az düşünmeye iter. Bir topluluğun parçası olmak ve o topluluğun yaptığını yapmak,hatta isteklerini dahi mensup olduğu topluluğa göre belirlemek,yeri geldiğinde bulunduğu topluluktan dışarıda kalmamak için ne olursa olsun o topluluğun savunduklarını savunmak,modern insanın ekolojik nişidir.Böylece daha çeşitsiz,fikir alış-verişine kapalı bir toplum oluşacaktır. İhtiyacımız olan telefon numaralarını ezberleme gereksinimi duymayız, telefon rehberine kaydederiz. Öğrendiğimiz bir bilgiyi  "internette zaten var" düşüncesiyle aklımıza kazımaya zahmet etmeyiz. Basit işlemleri bile bazen hesap makinesi ile yaparız. Zamanla hafızamız körelir,işlem yapma yeteneğimiz körelir. Matematiksel ve mantıksal hesaplamaları çok daha ayrıntısız bir biçimde ele almaya başlarız. Düşünmek,yük taşımak gibi zor gelir,önündeki fikri benimsemeye alışır insan. İnsan önündekini yemeye alışırsa,aptallaşması kaçınılmazdır. Çünkü ona dayatılan fikirler,sistemin insanları bir nevi...